Diplomalı proleterler: Öğretmen olmak – Korkut Boratav

Diplomalı proleterler: Öğretmen olmak – Korkut Boratav

Hep biliyorduk ki Türkiye nüfusunun ezici çoğunluğu, emeği ile geçinen insanlardan, kısacası emekçilerden oluşmaktadır. Son istatistikler de bize öğretti ki, toplumumuzun emekçi niteliği hızla yoğunlaşmış; çalışan nüfus içinde emekçilerin payı, 2014’te yüzde 94,9’a ulaşmıştır.

Yine biliyorduk ki emekçilerin büyük çoğunluğu ücretlilerden, yani hayatlarını işgüçlerini satarak sürdüren insanlardan; açıkçası işçilerden oluşmaktadır. TÜİK verileri ortaya koymuştur ki, zaman içinde toplumumuz daha fazla işçileşmektedir. Son on yıl içinde (2004-2014 arasında)  çalışan nüfus içinde  ücretli/yevmiyeli insanların (işçilerin) oranı, yüzde 65,7’den 75,2’ye yükselmiş.

Demek oluyor ki, başkalarının emeğine el koyarak yaşayan sınıf (burjuvazi)  çok küçük bir azınlığa  dönüşmekte, yalnızlaşmaktadır. Varlığı, işçi sınıfının varlığına bağlıdır. Ama, kesintisiz genişleyen bir büyük  kalabalıkla karşı karşıya kalmak aynı zamanda ürkütücüdür. Hele hele, karşıtlık tohumları   işin doğasında varsa…

Bu kalabalığın yeknesak olmaması burjuvaziyi teskin edebilir. Zira, işçi sınıfının kalabalıklaşması, çeşit çeşit insanların katılmasıyla gerçekleşmektedir. Özellikle diplomalı işçilerin sayısı artmaktadır. Bunlar da, diplomalarının yaratabileceği farklılıkların beklentisi içindedir. Bu tür beklentiler, o büyük kalabalığı parçalara böler; ayrıştırır.

Ne var ki, bu beklenti giderek geçersizleşmektedir. Sermayenin artan hâkimiyeti sonunda, meta üretimi, ücretlilik ilişkisi gündelik hayatın her hücresine yerleşir ve çalışma koşulları, ücretleri, güvencesizlikleri bakımından diplomalılar  da diğerlerine benzeşir; kısacası proleterleşirler.

Burjuvazi bu benzeşmenin fark edilmemesine; diplomalıların diğerleriyle ortak sınıf aidiyetinin algılanmamasına büyük önem verir. Bu nedenle düzmece söylemler (“orta sınıflar”) ve diplomalıların işçi kimliklerini gizleyen uydurma “pozisyonlar” icat edilir.

İlerici sosyal bilim ise, bu türden ideolojik deformasyonlara karşı, diplomalıların  proleterleşmesini ortaya koyan araştırmalara  yönelmektedir. Aklıma gelenleri sıralayayım: Tanıl Bora ve arkadaşlarının dört yıl önce yayımlanan, Boşuna mı Okuduk? Beyaz Yakalı İşsizliği, bir çığır açmıştır. Elif Aksu Kaya, Özlem Özkan ve Özgür Narin, “işçileşen mühendisler”, “hemşire emeği” ve “üniversitelerde bilim yapmak” üzerinde çalışmışlar ve araştırmalarını  Emeğin Kitabı derlemesinde yayımlamışlardı. Bunları daha önce  tanıtmıştım. Geçen hafta da, diplomalı proleterlerin genç bir alt-katmanını, çağrı merkezleri işçilerini bizlere tanıtan Gamze Yücesan-Özdemir’in kitabını gözden geçirmiştim.

Bu doğrultuda yeni bir katkıyı Orkun Saip Durmaz yapıyor: Türkiye’de Öğretmen Olmak: Emek Süreci ve Yeniden Proleterleşme (Nota Bene yayını, 2014).