ÖZGÜRLÜK. Ferhan ERCAN

ÖZGÜRLÜK. Ferhan ERCAN

Özgürlük, varlıkların doğal ortamlarında bir dış etki ve baskı olmaksızın varlıklarını sürdürebilmeleri halidir. Doğal ortamların sıradan yaşamları, onu aşma potansiyelini bünyesinde taşır.

Özgürlük bağımsızlaşabilmektir, bağımsızlık ise kendine yetebilmektir. Birey kendine yetebildiği oranda yalnızlaşır. Bu nedenle en yetkin olan en özgür olandır, en yetkin olan ise en yalnız olandır.

Bir başka açıdan bakıldığında özgürlük bir yaşam algısı sorunudur ki; kimin nereden ve nasıl baktığı ile ilgilidir.

Sermaye için özgürlük dendiğinde, kural koyma ayrıcalığını elinde tutarak ihtiyaç duyduğunda kural koyandır. Ama sermayenin öncelikli talebi kuralsızlıktır. İstediğini istediği biçimde yapmak yani, sorumsuz olmaktır. Bir pazara elini kolunu sallayarak girmek ve hiçbir sorumluluk (topluma karşı) duymadan tası- tarağı toplayarak sıvışmak(!)

Belirleyici olan iktisadi girişimcilik özgürlüğüdür. Bu kapsamda herkesin kapitalistler gibi düşünmesini isterler ama o şekilde düşünenlerin kapitalist olmasını istemezler. Çünkü o zaman paylaşım kaçınılmaz olur ki; bu kardan zarar olacağı gibi, yönetimde söz sahibi olmayı da kaçınılmaz kılar. Bu kapitalistlerin en son isteyecekleri yani, istemeyecekleri şeydir.

Aynı yaklaşımı yaşama inanç penceresinden bakanlarda görüyoruz. Özgürlük anlayışları kendi inançlarının özgürlüğü ile başlıyor ve inancının bittiği yerde de bitiyor. Empati yapmaya şans tanımıyor. Empati, farklı inançlara kapıyı aralar. Bu farklılıkların bir arada olabileceğini ve bunun da bir zenginlik olduğunu gösterir.

İnançlı sermaye olabilir mi? Olur ama inanç merkezi değişir. Ama öte taraftan “sermayenin dini ve milliyeti yok!” denir.

Kutsalın özgürü ile sermayenin özgürü belirli bir süre için kesişir ama hakim olanın belirleyeceği kaçınılmazdır.

Özgürlük tepeden giydirilecek bir giysi değildir. Özgürlük tabandan içselleştirilerek örülmesi gereken bir olgudur. Buna yerelden katılımcı demokrasi diyebiliriz.

Duyarlı, çevreci ve eşitlikçi bir özgürlük talebi ancak emek kesiminden gelebilir.

Seçim süreçlerinde özgürlüklerin alanı göreceli olarak genişler. Bu sıradanlarında adam yerine konduğu bir süreçtir. Çünkü ekonomik özgürlüğü olmayanların siyasi özgürlükleri de olamaz. Son sözü efendiler (egemenler-kapitalist ve emperyalistler) söyler!

Kapitalist sistem çarpık bir sistemdir. Bu sistemin alt sistemleri de çarpıktır ve sistemle karşılıklı etkileşim içindedir. Çarpık bir eğitim sistemi, çarpık bir çalışma sistemi, çarpık bir güvenlik sistemi…

Bireyler bireysel muhasebe yapmaktadırlar. Kimin ne kazanıp, ne kaybettiğine değil, kendi kazancının sürüp sürmeyeceğine bakarak karar vermektedirler. Hal böyle olunca aldıklarının (kömür, nohut, mercimek vb. çıkarlar) bir birim üstünde verecek olan tercih edilir. Bu genel çoğunluğun davranış biçimidir. Çünkü çarpık sistem çarpık bireylerini üretmeyi sürdürmektedir.

“Hareket edene değil, hareket ettirene bakmak gerek”