GÜVENSİZ GÜVENLİK. Ferhan Ercan

GÜVENSİZ  GÜVENLİK. Ferhan Ercan

Güvenlik dendiğinde şu soruyu sormak gerekiyor, kim için? Bu soruyu yanıtlamak için devletin yapısına bakmak gerekiyor. Sermayenin egemen olduğu bir devlette söz konusu olan güvenlik egemenler içindir. Şu anda küre üzerinde emekçilerin egemen olduğu bir yapıdan söz etmek olası gözükmemektedir. Elbirliği ile insanlığın umudu olan sosyalizm düşüncesini duraklattılar.  Stalin sadece kendi vatandaşlarını katletmedi, dünya insanlık ailesinin umudu olan sosyalizmi de öldürdü(!)

Sermaye temelli yönetimler varlıklarını ve canlarını korumak için küçük ve güvenilir yakın muhafızlardan düzenli orduya geçmişlerdir. Daha sonra üretim merkezlerine dönüşen kentlerde polis gücünü örgütlemişlerdir. Küreselleşme süreciyle ön plana çıkan ulusal pazarların güvenli biçimde sermayeye açılması sürecinde polisin görevi daha da arttı.

Küresel kriz veya ekonomik daralma çevre ülkelerinde sosyal sorunların tırmanmasına neden oldu. Temel haklar açısından bakıldığında çok zorlu bir sürece girildiğini görmekteyiz. Çünkü sonunda yaratılan bu krizin faturasını da emekçiler ödeyecektir. Hiç kuşkusuz, emekçiler; “faturanız başım-gözüm üstüne” demeyecektir. Bu gelişmeler şiddeti ve karşı şiddeti bir sarmala dönüştürecektir. Bu gelişmeler görüldüğü için mevcut güvenlik güçleri farklı biçimlerde takviye edilmektedir. Bütün bunların yetmeyeceği görüldüğü için henüz hiçbir demokratik ülkede görülmeyen, MİT ile ilgili düzenleme gündeme gelmiştir!

Aslında 17 Aralık büyük hırsızlık ve yolsuzluk operasyonundan sonra; “bize darbe yapıyorlar” diye diye sessiz ve derinden bir darbe kotarılmaya çalışılıyor. İnternet Yasası, HSYK düzenlemesi ve MİT’e ilişkin düzenleme büyük fotoğrafın parçaları. Aslında uygulanmak istenenler daha önceden planlanmış. Adnan Bostancı konuyla ilgili algıyı ve bakış açısını şöyle özetliyor:

“(1996) Başbakan, o gün ne düşünüyorsa bugün de aynı düşüncede. Üstelik mesele sadece “demokrasi” de değil. Misal, çocuklarının vakfı. Diyelim ki devletten ihale alan bazı müteahhitler, başında Bilal Erdoğan’ın olduğu TÜRGEV’e milyonlarca dolarlık bağışta bulunuyorlar. Ya da bazı belediyeler arsa tahsis ediyor. Erdoğan için bunların hiçbirinde yasal olmayan veya etik dışı bir durum yok. Yok, çünkü söz konusu vakıf, büyük ve nihai idealin (TÜRGEV özelinde muhtemelen dindar ve kindar gençlik yetiştirmek) taşıyıcılarından biri. Dolayısıyla milyon dolarlık bağışların hizmet ettiği amacın yanında, ahlaki ve yasal boyutlarının sorgulanması abesle işgalden öte değildir; hatta “ihanettir”. Aynı örnek gazete havuzu için de geçerli. Haa, bunların yanısıra kendisinin ve ailesinin muazzam zenginleşmesi mi rahatsızlık yaratıyor? Onun da cevabı var: Hepimizin gideceği yer 2 metrekarelik bir çukur! Zenginliğin lafı mı olur. Tabii aynı çukura, köyünüze doktor ulaşamadığı için 2 yaşındayken bir çuvala koyulup sırtlanarak da gidebilirsiniz… henüz 19 yaşında sokak ortasında “güllabici odunlarla” dövülüp öldürülerek de…”

Fikri Sağlar aynı kapsamda başka bir cepheye dikkat çekiyor:

AKP/Erdoğan şunun farkında!.. “Cahil ve aç bir toplumun beklentileri azdır ve kolay yönetilir.”
Hele yargı, bağımsız ve tarafsız değilse, adalet vicdanlarda oluşamıyorsa, hak ve özgürlükler rafa kaldırılmışsa, korku ve baskı had safhaya ulaşır. Yaşadığımız durum bu.

Hukuku kör eden yargıyı evrensel konumdan çıkaran bir başka tehlikeye daha dikkat çekmek gerekir. MİT yasası hiçbir ülkede görülmeyen yetkileri içermektedir. Bu yasa, kapalı bir topluma geçiş yasasıdır. Bu yasa, Başbakana ülkeyi gizli, kirli ve demir bir elle yönetme yetkisi vermektedir. Bu yasa, yapılanları korumak değil, gelecekte demokrasi ve hukuk dışı yapılacaklara kılıf hazırlamanın yöntemidir. Bu yasa, sayısız “Susurluk çeteleri” oluşturacaktır. Yeni “faili meçhul cinayetler” öğreneceğiz. MİT yasasıyla “devlet sırrı” kavramı birleşince Saddamvari diktatörler ortaya çıkacaktır.”

Aynı konuda Doğan Tılıç dış basının değerlendirmesini köşesine taşımış:

“Kimi Batılı diplomatların “Sovyetik devlete doğru atılmış adım” diye tanımladığı bu gelişmeyle kastetikleri, Kılıçdaroğlu’nun söylediğiyle aynı şey: Türkiye muhaberat tarzı bir istihbarat devletine dönüşüyor!”

Sözde darbe yapanlar ise, 11 yıllık yol arkadaşları. “Ne istediler de vermedik(!)” diye kastettikleri kesim. Sağın çöküntüye doğru şahlanışı toplumun vicdanı olan sosyalistle defalarca uyarılmışlardır. Birgün Gazetesi yazarı Güneş Duru şunu yazmış;

“Geçmişte Cemaat’in suç örgütü olduğunu söyleyenlerin başına gelenler hepimizin malumu. Eskiden devlet korumasında olan Cemaat artık yalnız. Çünkü Erdoğan 17 Aralık’tan bu yana doğrudan Cemaat’i kastederek devletin içine sızan suç örgütlerinden söz ediyor. Ve fakat sanki 2006’da polisi ve yargıyı Cemaat’e teslim eden Erdoğan’ın kendisi değilmiş, Hizmet Hareketi’ni ilk kez duyuyormuşçasına Paralel Devlet’ten söz ediyor. Bu yapı bir çok komployla devletin kimyasını değiştirmeye çabalıyor, suç delilleri üretiyor, Başbakan’dan tırnağa herkesi dinliyor.”

Dikenli bir yola girmiş bulunmaktayız. Umarım bu yolculuk en az kayıpla tamamlanır. Bunun için olayları sadece izlemek veya pasif katılımcı olmak yerine, işin içine akıl ve mantığı sokmak gerek. Ayrıca kurtuluşu başkalarından beklememek gerek. Kurtuluşun öznesi olarak elimizi taşın altına sokmalıyız!