Mesleki kanserler: ‘Çalışırken kanser oluyoruz’ – Dr. Coşkun Canıvar. sendika.org

Mesleki kanserler: ‘Çalışırken kanser oluyoruz’ – Dr. Coşkun Canıvar

23 Ocak 2014

Her yıl 150 bin kişinin kansere yakalandığı ülkemizde yılda 9 ila 15 bin insanın mesleki kanser tanısı alması beklenmelidir. Oysa ki Türkiye’de bugüne kadar mesleki kanser tanısı almış tek bir işçi dahi bulunmamaktadır

ILO çalışma koşullarına bağlı olarak bir ülkede istihdam edilen nüfusun binde 4’ü ila binde 12’sinde meslek hastalığı beklenir tespitini yapıyor. Yani son TÜİK verilerine göre 30 milyon çalışanın olduğu ülkemizde 120 bin ila 360 bin çalışanın meslek hastalığına yakalandığı varsayılıyor. Ancak ülkemizde her yıl açıklanan SGK İstatistikleri’ne baktığımızda meslek hastalığı sayısı 500-600 civarında ifade ediliyor…

Oysa meslek hastalıkları çağın gizlenen bir salgını. Bu öyle bir salgın ki her yıl tüm dünyada 2 milyondan fazla, her gün 5500, hatta her dakika 4 kişinin ölümüne neden olan bir salgındır. Çünkü yine uluslararası emek ve sağlık örgütlerinin beklentilerine göre meslek hastalıklarından her yıl iş kazalarında ölenlerin 6 katından daha fazla ölüm oluyor. Ancak bu gerçek dünyada da ülkemizde de gizleniyor…

İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi de geçen hafta 2013 yılında yaşamını yitiren 1235 işçinin olduğunu sadece 3’ü meslek hastalığı nedeniyle yaşamını yitirdiğini açıkladı: Bir çiftçinin kene ısırması, tekstil işçisinin silikozis ve deri işçisinin akciğer kanseri nedeniyle ölümü… Başka bir bilgi yoktu çünkü meslek hastalıkları konusunda Türkiye’nin bir politikası yok.

Açıklamada belirtilen deri işçisinin akciğer kanseri nedeniyle ölümünün resmi olarak meslek hastalığı kabul edilip edilmeyeceği bile bir muamma. Çünkü ülkemizde resmen mesleki kanserden ölen yok!

Dr.Coşkun Canıvar’ın yazısı bu noktada önemli…
Mesleğe bağlı oluşan kanserler, meslek hastalıklarına ve kansere bağlı ölümlerin en önemli nedenleri arasında yer almaktadır. Mesleki karsinojen maruziyetinin oluşturduğu kanserler tüm kanserlerin yüzde 6 ila 10’undan sorumlu tutulmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü’nün Dünya Kanser Raporu’na göre 2008 yılında dünya genelinde 12,4 milyon yeni kanser vakası ve 7.6 milyon kanser nedenli ölüm meydana geldi. Dünya nüfusu ve kanser oranlarındaki artış birlikte değerlendirildiğinde 2030 yılında 26,4 milyon kişinin kanser tanısı alacağı ve kansere bağlı 17 milyon ölüm gerçekleşeceği tahmin edilmektedir.[1] Ülkemizde ise her yıl 150 bin kişi kansere yakalanmaktadır. Bu rakamlar kapsamında değerlendirildiğinde dünyada her yıl bir milyonun üzerinde, ülkemizde ise her yıl 10 binin üzerinde kişi işyerinde maruz kaldığı kanserojenlere bağlı kansere yakalanmaktadır.[2]

Kanser vakalarının en az yüzde 10’u mesleğe bağlı
Mesleğe bağlı kanser kavramı 18. yüzyılda baca temizleyicilerinde görülen skrotum kanserleri, sonrasında boya üretiminde çalışan işçilerde görülen mesane kanserleri gibi tipik örneklerle tıp literatürüne girmiştir. II. Dünya Savaşı sonrası asbestin yaygın kullanımıyla mesleki kanserler inkar edilemez boyutlara ulaşmıştır. Kanserlerin yüzde kaçının mesleğe bağlı olduğuna yönelik çalışmalarda farklı sonuçlar elde edilmiştir. 1981 yılında iki İngiliz epidemiyolog Richard Doll ve Julian Peto yaptıkları çalışmada tüm kanserlerin sadece yüzde 4’ünün mesleğe bağlı olduğunu iddia etmişlerdir. American Journal of İndustrial Medicine dergisinin Kasım 2006 sayısında yayınlanan bir makalede Richard Doll ile çok uluslu kimya endüstrisi arasındaki finansal bağlantılar ortaya çıkartılmıştır. Bu ve benzeri birçok örnek sermayenin mesleki maruziyetlerin üzerini kapatmak için sergilediği çabayı göstermektedir. Oysa ki 2001 yılında Finlandiyalı araştırmacıların yaptığı bir çalışmada mesleksel kanserlerin oranı yüzde 8 (erkeklerde yüzde 14 kadınlarda yüzde 2) olarak belirtilmiştir. Aynı çalışmada erkeklerde akciğer kanserinin yüzde 29’u, lösemilerin yüzde 18’i, mesane kanserlerinin yüzde 14’ü ve pankreas kanserlerinin yüzde 12’si mesleksel nedenlere bağlanmaktadır.(3) Bugün için ülkelerin kapitalistleşme süreçleri ve çevresel etkenlerle değişmekle beraber mesleki kanserin tüm kanserler içindeki payı erkeklerde yüzde 10, kadınlarda yüzde 6 olarak belirtilmektedir. Kadınlarda mesleki kanser oranlarının erkeklere nazaran düşük seyretmesi kimyasal karsinojenlerin yoğun olduğu iş kollarında ağırlıklı olarak erkek işçilerin çalışıyor olmasına bağlanmaktadır. Ancak kadınların ücretlendirilmeyen ev işçiliği esnasında özellikle temizlik malzemelerine maruziyete bağlı oluşan riskler mesleki kanser değerlendirilmesinin dışında bırakılmaktadır. Fransa’da yapılmış bir çalışmada, kadınların çoğunlukta olduğu ev ve bireysel bakım hizmet sektöründe çalışanların yüzde 28’i formol ve klorlu solvent gibi karsinojenlere maruz kaldığı saptanmıştır. Bu maddeler ise meslek hastalıkları mevzuatında yer almamaktadır. Mesleki kanser denildiğinde kuşkusuz asbeste bağlı oluşan kanserler felaketin boyutunu en çarpıcı şekilde ortaya koyan örneklerdendir. ILO rakamlarına göre dünyada her yıl 100 bin kişi işyerindeki asbest maruziyeti nedeniyle ölmektedir.[3]

Çalışırken onlarca kanserojene maruz kalıyoruz
Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı (IARC) 1971 yılında kansere neden olma potansiyeli olan maddeleri 5 kategoride sınıflandırmıştır. Yaklaşık 100 kadar madde insan için kanserojen olarak değerlendirilmiş (Grup I) ve bunların 60 tanesinin çalışma ortamında bulunduğu saptanmıştır. Bunlar arasında asbest, arsenik, nikel, krom, benzen, iyonize radyasyon, slika, odun tozu, formaldehit, vinil klorid, berilyum, etilen oksit, kadmiyum en fazla maruz kalınanlar olarak sayılabilir.[4]

İş kollarında en sık görülen kanserojenler ve ortaya çıkan kanser türlerine bakıldığında, petrol endüstrisinde; polisiklik hidrokarbonlara bağlı skrotum kanseri, metal endüstrisinde; arsenik, nikel, krom, berilyuma bağlı sinüs ve akciğer kanserleri, kimya endüstrisinde; vinil kloride bağlı karaciğer kanseri, isopropil alkole bağlı paranazal sinüs kanseri, boya üretiminde benzidin ve naftilamine bağlı mesane kanseri, solvente bağlı akciğer kanseri, benzene bağlı ilik kanseri, deri endüstrisinde deri tozu ve benzene bağlı burun ve ilik kanseri, tarımda pestisit maruziyetine bağlı  lösemi, lenfoma, pankreas, meme, over, testis kanseri[5], mobilya ve diğer marangozluk işlerinde odun tozuna bağlı burun kanseri, uzay endüstrisinde berilyuma bağlı akciğer kanseri, cam endüstrisinde slika ve arseniğe bağlı akciğer kanseri, atık pil yok edilmesi gibi geri dönüşüm iş kollarında kadmiyum, arsenik maruziyetine bağlı mesane, karaciğer ve akciğer kanseri, dökümcülerde krom, nikele bağlı akciğer, beyin ve mesane kanserleri, yol yapım işçilerinde asfalt, zift ve güneş ışığına bağlı cilt ve mesane kanserleri, kumlamanın olduğu tüm iş kollarında slikaya bağlı akciğer kanseri, sağlık çalışanlarında formaldehite bağlı sinüs ve burun kanserleri, X-Ray görüntüleme ünitelerinde çalışanlarda radyasyon maruziyeti, havayollarında uçuş ekibinde yer alan çalışanlarda kozmik radyasyona bağlı beyin, kolon, mesane, cilt kanserleri gibi örnekleri çoğaltarak  yüzlerce iş kolunda onlarca kanserojenin oluşturduğu mesleki kanser sayılabilir.[6]

Kansere karşı Avrupa programı kapsamında, Finlandiya Mesleki Sağlık Enstitüsü tarafından CAREX isimli veri tabanıyla yürütülen çalışmada 139 karsinojen için 1990-1993 yılları arasında 55 sanayi sektörü incelemiştir. Bu çalışmaya göre 15 AB ülkesinde çalışanların yüzde 23’ü yani 32 milyon işçi çalışırken karsinojenlere maruz kalmaktadır. Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı’nın (IARC) verilerine göre akciğer kanseri sıklığı yıllar içerisinde yüksek gelir grubunda düşerken, düşük gelir grupları arasında giderek arttı. Çalışma ortamında karsinojenlere maruz kalmanın yüksek gelir grupları ile düşük gelir grupları arasındaki kanser sıklığı farkının üçte birinden sorumlu olduğunu, bu oranın akciğer ve mesane kanserinde yüzde elliye yakın olabileceğini belirtmektedirler.[7]

Bilimin gündeminde mesleki ve çevresel kanserojenler yok
Kanserle mücadelenin en önemli ve ilk basamağı kuşkusuz kanser nedenlerinin aydınlatılmasıdır. Kanser etiyolojisine yönelik araştırmalar, tıp endüstrisinin etkisinde oluşturulan bireysel-biyolojik hastalık ve sağlık anlayışı çerçevesinde uzun yıllar kişisel faktörler üzerine yoğunlaşmıştır. Kanser hastalığının kişinin riskli davranışları sonucu ortaya çıktığı algısı toplumda ve tıp alanında geçerli kılınmıştır. Bu algının sürdürülebilirliğinin sağlanabilmesi için sigara, beslenme ve genetik faktörler gibi kanser etkenleri kişinin sadece kendi tercihleri ve kendi yazgısına bağlı gösterilmekte ve sonrasında da kanserle mücadele erken tanı, sigara bırakma, doğru beslenme ve spor gibi kişisel önerilere indirgenebilmektedir. Bu sayede kanser etiyolojisinde çok önemli bir yere sahip olan çevresel faktörler ve mesleki maruziyet toplumun ve bilimin gündeminden düşürülmektedir. (Tamamen kişiselmiş gibi kabul edilen sigara, beslenme, tanıda gecikme gibi faktörlerin de aslında sosyoekonomik durum, yani ait olunan toplumsal sınıf ile de doğrudan ilişkili olduğunun ayrıca altı çizilmesi gerekir.) Çevresel ve mesleki maruziyetlerin kanser gelişimindeki rolünün akademinin gündeminde yer bulamaması ve kanserle mücadele programlarında bu faktörlerle mücadelenin geri planda kalması kapitalist üretim ilişkilerinin bilime ve kamusal yapılanmalara ne denli nüfuz ettiğinin açık bir göstergesidir. Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu’nun Dilovası’nda yapmış olduğu çalışma ve sonuçlarını basınla paylaşması sonrası maruz kaldığı saldırı bu konuda verilebilecek en çarpıcı örneklerdendir. Onur Hamzaoğlu’nun yapmış olduğu çalışmada; Dilovası’nda sanayinin oluşturduğu çevre kirliliğine bağlı, yeni doğum yapmış kadınların anne sütünde, çocukların dışkı ve kanından alınan örneklerde alüminyum, kadmiyum, çinko, kurşun gibi metaller yüksek oranda saptanmıştır. Çalışmanın basında yer almasıyla belediyeden üniversiteye, siyasi iktidarın bakanlarından fabrika patronlarına kadar sermeyenin borazanlığını yapan tüm çevrelerin saldırıya geçmesi açık bir şekilde göstermiştir ki söz konusu olan sermayenin çıkarları olduğunda kapitalizm tüm kurumları insan sağlığını hiçe sayabilmektedir. Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı tarafından yürütülen “Dilovası Beldesi Ölüm Nedenleri Çalışması” sonuçlarına göre eldeki kayıtların ışığında 1995-2004 yılları arasında gerçekleşen ölümlerin yüzde 32,3’ü kanser nedeniyledir.[8] Bu rakam Türkiye genelinde kanser nedeniyle ölüm oranlarının iki katından fazladır. Açıkça görülmektedir ki kapitalist üretim ilişkileri, gerek işyerlerinde yarattığı risklerle gerekse oluşturduğu çevre kirliliği ile artan kanser oranlarının başlıca nedenidir.

Türkiye’de mesleki kanser tanı sayısı: Sıfır
Kanser hastalarının yüzde 6 -10’unun mesleki nedenlere bağlı kanser olduğu verisinden hareketle her yıl 150 bin kişinin kansere yakalandığı ülkemizde yılda 9 ila 15 bin insanın mesleki kanser tanısı alması beklenmelidir. Oysa ki Türkiye’de bugüne kadar mesleki kanser tanısı almış tek bir işçi dahi bulunmamaktadır. Türkiye’de meslek hastalıkları tanı sistemi değerlendirildiğinde tıbbi tanı sisteminin olmadığı, meslek hastalıkları rakamlarının maluliyet belirleme süreci tamamlanmış olgular olduğu görülür. Ayrıca bir işçinin meslek hastalığı tanısı alabilmesi için öncelikle sigortalı olması gerekmektedir. Sigortalı işçiler içinse meslek hastalığı tanısı almak adeta işçinin bireysel olarak kararlı bir mücadelesi sonucunda mümkün olabilmektedir. Tanı sonrasında ise işyerinde hastalık nedeni olan çalışma biçimlerinin ortadan kaldırılması bir yana tanı alan işçiyi işsizlik sorunu beklemektedir. Tüm bu zorluklara ek olarak ‘tanı koyucularda’ mesleki kanser gibi bir tanı için kanser nedeni olan sigara, genetik ve çevresel faktörlerin tamamıyla dışlanması gerektiği gibi bir anlayışın hakim olduğu düşünülürse henüz mesleki kanser tanısı almış bir işçi dahi olmamasının bazı nedenleri görülmüş olur. Oysa ki mesleki faktörler diğer faktörlerle birleştiğinde kanser riskini kat ve kat arttırdığı bilinmektedir. Mesleki kanser tanısı için mesleki etkenler dışında tüm nedenlerin dışlanmasının gerektiğini savunmak hem bilimsel değildir hem de işçi karşıtı konumlanışın yansımasıdır. Başta meslek hastalıkları tıbbi tanı sisteminin kurulması olmak üzere tıp eğitiminden, akademinin ve tüm hekimlerin konuya ilgisi ve bakış açısına kadar birçok başlık meslek hastalıkları tanı sürecinde önemlidir. Kuşkusuz tanı sürecinin önündeki en büyük engel, işçilerin sağlığını ve diğer tüm haklarını hiçe sayan siyasi iktidar ve devlet organizasyonunun sermaye yanlısı politikalarıdır.

Kanserle mücadelenin en önemli ayağı kapitalizmle mücadeledir
Mesleki kanserlerin nedenleri değerlendirilirken kanserojen maddelerin yarattığı riskler kadar çalışma koşullarının yarattığı stres ve tükenmişliğin de kanser gelişiminde önemli bir payı olduğunu unutmamak gerekir. Bu çerçevede Türkiye’de kapitalist çalışma biçimlerinin her yıl on binlerce insanın kansere yakalanmasına neden olduğunu söylemek mümkündür. Buna rağmen Türkiye’de bugüne kadar bir tane dahi mesleki kanser tanısı konulmamış olması işçi sağlığı konusunda devlet organizasyonunun sermaye yanlısı tutumunun açık göstergesidir. Bu çerçevede değerlendirildiğinde başta sendikalar olmak üzere tüm emek örgütlerine işçi sağlığı mücadelesinde önemli görevler düşmektedir. ‘Modern tıp’ ve egemen akademi anlayışı, sermayenin kontrolünde mevcut üretim ilişkilerinin yeniden ve yeniden üretimiyle meşguldür. Toplumsal yararı hedefleyen bilimsel bilgi üretim sürecinin geliştirilmesi, toplumcu bilim insanlarının zor ama önemli bir görevidir. Mesleki kanserler özelinde ve genel olarak bakıldığında tüm iş kollarında işçi sağlığını tehdit eden çalışma koşullarına karşı en sert sınıf mücadelesi zeminin oluşturulması gerekmektedir. İşçi sağlığı konusunu devlete bırakmak veya konuyu tazminat hukukundan ibaret algılamak sınıf mücadelesinin en önemli mevzilerinden birisini burjuvaziye teslim etmek anlamına gelmektedir. Üretim araçlarının gerçek sahipleri işçiler olarak üniversitelerden fabrikalara, tarlalardan holding binalarına, inşaatlardan tersanelere, atölyelerden hastanelere kısacası ‘çalışırken hastalandığımız ve can verdiğimiz’ tüm alanlarda, işçi sağlığını sınıf mücadelesinin temel taşlarından birisi haline getirmeliyiz.

* Dr. Coşkun Canıvar
İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi