Gençlik kalıba sığar mı? – Devrimci Gençlik (Devrimcigenclik.com)

Gençlik kalıba sığar mı? – Devrimci Gençlik (Devrimcigenclik.com)

23 Ocak 2014

“İslam inkılabının ruhunu dökeceği kalıp gençliktir”

Necip Fazıl bu cümleyi kurarken, kendisini dinlemeye gelen talebelerden biriydi Tayyip Erdoğan. Erdoğan ve kurmaylarının –AKP’nin, özelinde İslamcı hareketin bugün çeşitli tanımlarla idealize etmeye çalıştığı “gençlik” anlayışının temeli Kısakürek’in bu sözlerinde gizlidir. Özellikle son dönemde, güncel siyaset alanında da sık sık karşımıza çıkan “ideal gençlik” tanımlamaları, siyasi iktidarın vurgu yaptığı “gençliğin önemi” temalı konuşmaları; basit birer siyasi polemik olarak algılamak doğru değildir. Bu noktada, “AKP açısından gençlik neden bu kadar önemli?” sorusunun cevabı ayrı bir önem kazanmaktadır. Elbette, “gençlik” tartışması AKP’nin ideologlarının ve siyasetçilerinin ağzından çıkanların da ötesinde durmaktadır.

Gençlik neden önemseniyor?
“Gençler bizim geleceğimiz”, “Ne varsa gençlikte var” cümleleri herkesin duyduğu ve toplumda genelleşen bir gençlik algısının yansımalarıdır. Gençlik üzerine yapılan çalışmalarının bütününe bakıldığında ortaya çıkan sonuç, bu kavram üzerine anlaşılmış, ortak bir tanımın olmamasıdır. Gençliği sadece “biyolojik-yaş kategorisi” temeline dayandıran anlayış biçimine rağmen ağırlıkta olan görüş gençliğin sadece bir yaş grubundan ibaret olmadığı, çeşitli sosyolojik, psikolojik vd. temel değişkenlerin bu tanımlamayı etkileyeceği görüşüdür. İki yaklaşımı da önemli bir yerde tutarak, gençliğin toplumun temelini oluşturan sınıfsal ilişkilerin dışında değerlendirilemeyeceğinin altını çizmek gerekir. Gençliğin özelliklerini saymak gerekirse;

1. Toplumsal rolü: Gençlik, bir sınıfı temsil etmez. Çeşitli sınıfların içindeki “gençlik” kesimlerini de bu tanımlamanın içine soktuğumuzda, gençliğin oldukça heterojen bir yapıda olduğunu söylemek mümkündür. Ancak, genel temsiliyet; sınıfsal anlamda hiçbir yere ait olmayan “öğrenci genç- liğe” yani küçük burjuva kökenli denebilecek bir tüketici topluluğuna aittir. Öğrenci gençliğin sınıfsal olarak ezen-ezilen ilişkilerinin doğrudan içerisinde olmamasından kaynaklı, iktidar ilişkilerinde duruşu her zaman “idealist” olmuştur. Yani gençliğin toplumsal yaşama katılımı, haklı-haksız, doğru-yanlış gibi temeller üzerine kuruludur. Kısacası genç- liğin toplumsal yaşamda söylediği söz “ideal” üzerine kuruludur. Bu noktada gençliğin, daha “bozulmamış” bir tabaka olduğunu söylemek mümkündür.

2. Biyolojik özellikleri: Yukarıda “önemli bir yerde durmaktadır” diye belirtilen biyolojik ve psikolojik yaklaşımın analizleri de gençlik döneminin bireyin ayakları üzerinde durmaya ilk başladığı dönem olduğunun altını çizmektedir. Gençlik dönemi, bedensel ve psikolojik değişikliklerin en yoğun olduğu dönemi kapsamaktadır. Bundan kaynaklı gençlik; risk almanın, atılganlığın ve cesaretin bir nevi sembolü haline gelmiştir.

3. Tarihsel rolü: Demografi biliminin önemli isimlerinden biri olan Goldstone, gençliğin bilinen tarih boyunca “siyasal şiddette” önemli bir rolü olduğunu söyler. Gençlik hareketlerinin, tarihten bu yana egemenlik ilişkilerin önünde olan bir dinamit olduğu söylenebilir. Medreseli ayaklanmalarından 68 gençlik hareketine kadar Anadolu’nun tarihi bile başlı başına gençliğin “dinamik” gücünü örneklemek üzere önümüzde durmaktadır.

Bu yüzden “toplumu değiştirme-dönüştürme” iddiasında olan her ideoloji için, gençlik doğası ve yapısı gereği kritik bir öneme sahiptir. Mahir Çayan’ın vurguladığı gibi “…gençlik, toplumun devrimci tabakalarını harekete geçiren bir dinamit fitilidir”. Fakat sırf bu yüzden bile, aynı dinamizmin farkında olan iktidarlar tarafından da gençliğe ayrı bir önem atfedilmektedir.

Bu noktada, AKP’nin “gençlik tasavvuru” ve gençlik politikalarına tekrar dönmek gerekmektedir. Harekete geçme/geçirme potansiyeli iktidarlar tarafından tarih boyunca gözlemlenmiş bir gençlik kitlesinin varlığı bile AKP açısından başlı başına “rahatsız edici” bir durumken Türkiye’de özel olarak “genç nüfusun” fazlalığı büyüyen bir gerçek olarak önümüzde durmaktadır. İstatistiklere göre, Türkiye nüfusunun %46’sı 24 yaşın altındadır ve gelecek 20-30 yılda bu genç nüfusun varlığı söz konusudur. Türkiye’de 15-24 yaş aralığında 12 milyon genç bulunmakta. Bu da ülke nüfusunun %20’si anlamına gelmektedir. Genç nüfus, AKP’nin iktidarının devamlılığı açısından da “yanına alması” gereken bir yerde durmaktadır.

Tüm bu gereklerin yanı sıra Türkiye’de var olan İslamcı hareketlerin bütününde “gençliğe” önem verildiği bilinmektedir. Necip Fazıl’ın “hareketin ruhunu dökeceği” bir kısım olarak tanımladığı gençlik, İslamcı ideoloji tarafından da tasavvur edilen düzenin kurulması açısından bir kurucu unsur, bir “nesil” olarak ele alınmaktadır. Sadece AKP için değil, tüm İslamcı yapılar için bu çıkarımı yapmak mümkündür. Bu kapsamda hem siyasal İslamcı geleneğin temsilcisi hem de iktidar partisi olan AKP için, gençliğin birçok noktada önemli olduğu görülmekte. Gençliğin bu özelliklerini AKP açısından önemi ile tekrar ele almak gerekirse:

1. Gençlik idealisttir. Bu yüzden gençlik üzerine önemli bir ideolojik çalışma gerekmektedir. AKP’nin ideolojik saldırılarının temelinde bu yatmaktadır.

2.İktidar kavramını ilk inceleyen siyaset bilimci Machiavelli’nin dediği gibi iktidarların sürmesinde önemli bir yere sahip olan “Gençler daha az ihtiyatlı, daha atılgandır”. AKP’nin gündelik siyasetinin, hareket alanının önemli bir kısmını gençlik oluşturmaktadır.

3.Tarihin bütün ayaklanmalarının ve başkaldırılarının içinde önemli bir unsur olan gençlik bir yandan da birçok faşist ve baskıcı iktidarın “partizan” kitlesini de oluşturmaktadır. İslamcı gelenek açısından da benzer durum söz konusudur. İslamcı faşist bir hareket olan AKP için, gençliğin tarihsel misyonu her zaman önemli olmuştur.

4.Türkiye açısından genç nüfusun varlığı, “hedeflerle” ilerleyen AKP açısından önemlidir. İktidarın devamlılığı için AKP’nin bu nüfusu elinde tutması gerekmektedir.

Bu noktada akıllara “Tayyip Erdoğan ve AKP için bu kadar ‘önemli’ olan gençlik, nasıl bir gençlik olmalıdır?” sorusu gelmektedir. AKP’liler nasıl bir gençlik istiyor ve bu kapsamda ne yapıyorlar?

Piyasaya uyumlu nam-ı diğer “bilgisayarlı gençlik”
Liberal İslamcı bir parti olan AKP, milli görüşün ‘eskimiş’ ekonomik gömleğini üzerinden atarak neoliberal politikaların Türkiye’deki bugünkü uygulayıcısı olarak varlığını sürdürmektedir. AKP’nin gençlik politikaları da hem ekonomik hem kültürel anlamda, neoliberalizmle uyumlu bir şekilde ilerlemektedir. Bugün başta Tayyip Erdoğan olmak üzere birçok AKP’linin dilinde olan ve gençliğe tembih edilen “gelişmelere açık olmak”, neoliberal aklın en dile dolanan lafı.

AKP’nin gençlik politikalarında göze ilk çarpan, gençlik arasında zaten var olan sınıfsal ayrımın eğitim sistemi yolu ile daha da büyütülmesi. Özellikle eğitim sistemi üzerinde son dönemde yapılan oynamalar ve yüksek öğretimin de bu kapsamda çeşitli reform ve değişiklikler ile değiştirilmeye çalışılması söz konusu. “Herkes okuyacak diye bir şey yok” ve “Ömür boyu eğitim/uzaktan eğitim” diyen AKP’nin eğitimde rotası; ‘kitlesel-ucuz işgücü’ ve daha ‘elit’ yükseköğretim gençliği yaratmak. Özellikle AKP’nin son iktidar dönemi, ilkokuldan lise sistemine kadar (düz liselerin kaldırılması, meslek liselerinin yaygınlaştırılması, sınav sistemlerinin değiştirilmesi) bununla uğraşmakla geçti. Hem eğitimde hem de ülkenin genelinde yaygınlaştırılan piyasacı uygulamalar, kültürel anlamda da gençliğin içinde “gelecek kaygısı”nı büyütmektedir. Özellikle AKP’nin gençlik bakanlığının, “birey olmak” ve “kendini geliştirmek” üzerine kurduğu bu kültürel hegemonya, piyasacı saldırılar ile uyumlu bir şekilde yaygınlaştırılmaktadır.

Son dönemlerde kullanılan, “Molotoflu gençliğe karşı bilgisayarlı gençlik” söyleminin alt metinlerine bakıldığında AKP’nin, gençliğin doğrudan tepki geliştirdiği/geliştireceği uygulamalarını (örneğin paralı eğitim) teknoloji, gelişme gibi kavramları kullanarak ideolojik bir çeperle meşrulaştırmaya çalıştığı görülmektedir. Örneğin; Tayyip Erdoğan da görünüşte paralı eğitime karşıdır, harçları kaldırmıştır; ancak sistemin devam etmesi için gençliğin piyasaya daha uyumlu olması gerekmektedir. Bunu da doğrudan söylemeyi değil daha ikna edici kavramları kullanarak anlatmayı tercih etmektedir.

İnkılabın ruhu: Milliyetçi ve dindar bir nesil
AKP’nin İslamcı düşüncenin ılımlı temsilcisi olması, muhafazakar politikaları ilk dönemlerinde öne çıkarmamasını sağlamıştı ancak AKP’nin son dönem rotası milliyetçi-muhafazakar neslin yetiştirilmesini doğrudan hedef almaktadır. Türkiye’de var olan İslamcı hareket, toplumsal altyapısını gündelik yaşama yönelik politikalar üzerine kurmaktadır. Kısakürek’in özünde ifade ettiği ve İslamcı bir hitabesini yazdığı bu mobilizasyon çalışmasının temelini gençlik oluşturmaktadır. AKP’nin –özelinde Erdoğan’ın sık sık öne çıkardığı; “dindar gençlik” aile, ahlak, din gibi üst yapı alanlarının içinden üretilen politikalar ile sağlanmaktadır. Bu anlamda, yaratılmak istenen ‘gençlik prototipi’ne ilk saldırı –gençliğin de özelliklerinden kaynaklı- ideolojiktir. Erdoğan sık sık ahlak saygı gibi alanlara gönderme yaparak; gençliğin kısmi özgürlükçü özelliklerini halk nezdinde yalnızlaştırmaktadır. En son ortaya çıkan “kızlı-erkekli” ev tartışması, bu saldırı biçiminin önemli örneklerinden biridir. Bu saldırıların, gericiliğin ve eşitsizliğin yeniden üretildiği aile kurumu üzerinden yapılması dikkat çekicidir.

Bunun yanı sıra eğitimin her kademesi kadrolaşma yolu ile İslamcı kadroların eline geçmektedir. Bu kadrolar, sadece eğitimin içeriğini değil gençliğin yaşamsal alanlarını da gericileştirmektedir. Diyanet İşleri’nin 2012-2016 Strateji planında, “ahlaki yozlaşmayı önlemek” amacı ile bu kurum, Milli Eğitim Bakanlığı ve üniversitelerle bir dizi ortak çalışma kararı almıştır. Her üniversiteye camii projesi, yaygınlaşan mescitler, ortaöğretimde sık sık karşımıza çıkan haremlik-selamlık uygulamaları; bu projenin ‘resmi ve resmi olmayan’ şekillerde uygulanmaya başladığının göstergesidir.

AKP’nin bir diğer gençlik politikası, özelde kadınlar üzerinedir. Genç kadınları ahlak-aile ikilemine sıkıştırmaya çalışan AKP’nin ‘kadın düşmanlığı’, “üç çocuk” tartışmalarından, “evliliğe teşvik kredilerine” kadar önemli bir noktada durmakta ve artarak devam etmektedir.

AKP, siyasal İslamı sadece “hayatı kurgulamak” üzerine kurmamakta, gençliğin özündeki ‘sorgulayan’ eğilimleri de ‘kendi sınırları’ çerçevesinde ve “başkaldıran ahlaksızdır, saygısızdır” içerikli devlet otoritesinin yeniden üretimi ile bastırmaya çalışmaktadır. Erdoğan’ın, gençlik her isyan ettiğinde, “Fikrini sokakta değil, kitapla ifade et” cümlelerinin altında bu gizlidir.