ENVER GÖKÇE. Ferhan Ercan

ENVER GÖKÇE.   Ferhan Ercan

1920 yılında Erzincan’ın Kemaliye ilçesine bağlı Çit köyünde dünyaya geldi.10 yaşına kadar köyünden ayrılmadı.Daha sonra ailesi Ankara’ya göçtü.Enver Gökçe tüm öğrenimini Ankara’da tamamladı.Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi.

İlk şiiri 1943’te Yurt ve Dünya dergisinde yayınlandı.1948 yılında Gençler derneğine üye olduğu için tutuklandı.Bu dernek anti-faşist gençlerin kurduğu bir dernekti.Bu derneğin kurulduğu süreç Avrupa’nın  faşizmin pençesinden kurtulmak için çırpındığı bir süreçti! Bu zaman dilimi içinde insanlar akıl ve mantık dışı gelişmelere tanık oldu: Führer ve bozuntuları, Duçe ve avanakları ve milli şeflerle yalakalarının egemen oldukları bir süreçti…

İlk tutukluluğu üç ay sürmesine karşın onun geleceğini karartmaya yetmişti.Çünkü mimlenmişti.Resmi ideoloji komünizmi günah keçisi olarak ilan etmişti!

Enver Gökçe,derneklerine karşı gelişen olayları şöyle anlatır: “Turancılar saldırdı.Dernek yıkıldı birkaç saat içinde.Kitaplar yırtıldı.Sokaklara atıldı.Dernek üyelerinden yakaladıkları birkaç kişiyi dövdüler.Fakat dernek faaliyetlerine devam etti.Dernek etrafında birtakım provokasyonlar aldı yürüdü.”(Enver Gökçe-Yaşamı Bütün Şiirleri.Say 11)Bu olaydan sonraki üç aylık tutukluluğu sırasında yazmış olduğu GÖRÜŞ GÜNÜ şiiri içten ve duyarlık yüklü:

Bu gün görüş günümüz/Dost kardeş bir arada/Telden tele/Mendil salla el salla/Merhaba!/

İzin olsun hapisane içinde/Seni/Senden sormalara doyamam/Yarım döner cıgaramın ateşi/Gitme dayanamam”

1951 yılındaki ikinci tutukluluğu 7 yıllık hapisle sonuçlandı.Bunun ardından iki yıl süren bir sürgün yaşamına çarptırılmıştı…Yedi yıl süren hapisliğinin tamamını Adana’da yattı.Cezaevinde yattığı sürece sanatla, ağırlıklı olarak şiirle uğraştı.Ancak şanssızlık burada da yakasını bırakmamıştır.Yazdığı Yusuf ile Balaban destanını cezaevi dışına çıkarmayı başarmasına karşın,destan dışarıda kaybolmuştur…Bu destandan bize ulaşan sadece şairin elinde kalan birkaç bölümden ibarettir.Başlangıç adlı bölümü şöyle başlıyor: “Zaman akar, zaman geçer,/Zaman zindan içinde;/Biz mapusta gürül gürül yatardık/Yılan çiyan içinde./Getirdiler ite kaka bir yiğit,/Ayak çıplak/Ak bir mintan içinde./Zaman zaman içinde/Işık duman içinde”  Mahpusta gürül gürül yatmayı ancak bilinçli bir devrimci başarabilir.

Uy Kirpi Kız Kirpi başlıklı bölümde Eğinli Bekir’in öfkesini şöyle  dillendiriyor: “Yıkılsın İstanbul,dedi/Yıkılsın İzmir/Lan hani benim ekmeğim,/Bu ne bok kader/Toprağım yok, tarlam yok./Ne kadar/Toprak var dünyada oysa/Ömrübillah herkese yeter” Halkın diliyle anlatıyor insanımızın katışıksız öfkesini.Dillendirdiği sorunla kucaklıyor ülkenin bütününü.Halı tezgahlarında çalışanların çıkardığı seslerde yakaladığı yaşamın ahengini döküyor dizelerine:

KİRTİM KİRT

“Can yoktu ki sevdalara düşe,

Kurt yoktu ki kızıl kana üşe

Yoktum ki yol geçe

Yoktun ki haber ulaşa

Gül yoktu ki, dal yoktu ki…

Ve döne döne ateş

Döne döne madde

Gökler yarıla dürüle

Dağlar savrula devrile,

Kırıla döküle yıldız

Sular evrile çevrile

Döğüşe döğüşe madde

Değişe tokuşa madde

……………………..

……………………..

Bir yandan demirciler

Demir döğer denge denk

Bir yandan boyacılar

Boya vurur renge renk

Bir yanda

Kurtuluş savaşları

Bir yanda esaret

 

Enver Gökçe Türk dilini en ustaca kullanan gerçekçi toplumcu şairlerin ön sıralarında yer aldı.Hapishane yıllarında tutulduğu hastalık yaşamı boyunca yakasını bırakmadı.Tıpkı bunun gibi;yok sayılmak ve görmezden gelinmek de…Devlet vatandaşını düşman beller mi? Ama devleti yönetenler sanatçıları, yazarları ve düşünürleri hep düşman bellettiler.Her koşulda devlet olanaklarından yararlanmalarına fırsat tanımadılar.Yani onları kendi ülkelerinde işsizliğe ve açlığa mahkum ettiler!..Sabahattin Ali canını kurtarmak için çabalarken canından oldu!Nazım Hikmet yıllarca memleketine hasret kaldı ve ülkesine dönemedi!Sayısızca sanatçı ve yazar hapislerde çürütüldü.Ruhi Su pasaport verilmeyerek taammüden öldürüldü.Aynı şekilde Harun Karadeniz’de…

Gökçe son günlerini Ankara Seyran Bağları huzurevinde geçirdi.Hapisliklere, sürgünlere;yok sayılıp görmezden gelinmelere ancak 19 Kasım 1981 yılına kadar dayanabilmişti!..

Gökçe’nin devrimci fikirlerle tanışmasını yadsımamak gerek.Hele hocalarını öğrenince:Pertev Naili Boratav,Behice Boran,Niyazi Berkes ve Mediha Berkes…

İnsanlıktan,doğrudan,güzelden,haktan,adaletten ve halktan yana tavır alışını kendisi şöyle ifade etmiştir: “Bizim varlığımız aslında önemsizdi,küçüktü, ama doğruydu.Biz bu doğrudan dolayı bir aradaydık.”Bu anlatım devrimci birlikteliklerin anlam ve önemini açık bir biçimde vurgulamaktadır.Mehmet Ergün, Enver Gökçe’nin şiirlerini irdeleyen araştırmasını şu cümle ile noktalar: “Enver Gökçe, Türkçemizin büyük ustası,devrimci şiirimizin yüz akıdır.”Bu yargıyı kanıtlamak için şairin “DOST” adlı şiirinin birkaç öbeğini okumak yeter:

………………………………………….

………………………………………….

Sana selam olsun

Sürgünler,mahkumlar,hastalar!

Alacağın olsun

Seni İstanbul seni

Seni Bursa,Çankırı,Malatya,

Sizlere selam olsun üniversiteler!

Öğretmenleri alınmış kürsüler,

Öğretmenler!

Sizlere selam olsun

Hürriyeti yazan eller,dizen eller!

Sizlere selam olsun makineler

Entertipler,rotatifler,bobinler!

Bu gülünç,aşağılık,

Namussuz şeyler dışında,

 

Sana selam olsun

Zincirin,zulmün kar etmediği,

Kırbacın kar etmediği

Büyük tahammül!

 

Gel günlerim gel de dol!

Gel Aydınlım ,İzmirlim,

Gel aslanım Mamak’tan

Erzincan’dan Kemah’tan!

Düşmanlar selam ister

Gözden, gezden,arpacıktan!

1960 Darbesi öncesinde ya olayların içinde ya da çok yakınında olmuştur.Aydın sorumluluğu ve bilinci ile ya taraf olmuş,ya izlemiş ya da katkı sunmuştur.Darbe öncesi iktidarın kanunsuz gidişine direnenlerden Turan Emeksiz öldürüldüğünde şu dizelerle haykırmıştır acısını:

“Baktı eli durmuş,ayağı durmuştu

Vurulmuştu.

Çıkardı yüreğini kan içinde

Çarptı kötünün kafasına

Hey bu nasıl devran?”

Gökçe, klasikleşen kalıcı dizelerini,yaşanan gerçeklikleri dillendirerek yaratmıştır.Yerelin tüm renklerini yansıtan bu dize öbekleri,yerelin ve ulusalın boyutlarını aşarak evrensele ulaşmıştır!İnsanlara ilişkin genel geçer sorunların dillendirilmesi onu, klasik yaratıların sahibi yapmıştır.Acı, kürenin her noktasında duyarlı algıların kapsamındadır.Yokluk ve yoksunluklar bir başka yaradır ki; insanlık henüz bundan kurtulamadı.Aksine çoğu zenginlikler hep yoksullaşmalarla sağlandı.Yokluğun açtığı yaralar insanlığın teninde işlerken; yürekleri sızım sızım sızlatmaktadır!Enver Gökçe bu sorunu “DAYAN HA YIKILMA” adlı şiirinde, tek kelimelik dize öbeklerinde şöyle vurgular:

Acı/Bir/Rüzgardır/Eser/Dağlardan/Ovalardan/Kapkara/Kanını/Kurutur/Yoksulların/Sonra/Kıtlık/Pahalılık/Ve/Faşizm/Dayan/Ha/ Yıkılma…

Gökçe çağının tanığı olarak gördüklerini ifade etmekten geri durmamıştır.Ne söylemesi gerekiyorsa;bir insan duyarlılığı ve aydın sorumluluğu ile dillendirmiştir. “MERİ KEKLİĞİM” şiirinin son dizeleri bu tanıklığın yansımasıdır:

“Kore/Dağlarında/Tabakam/Kaldı/Mapus/Damlarında/Özgürlüğüm/Hey/Meri/Kekliğim/Yeter/Çektiğin.

Burada anlatımın basitliği,kolaylığı ve çarpıcılığı ortada.Neşter doğrudan sorunlu bölgeye iniyor.Sakınma,eveleme-geveleme yok!Gökçe, sözünü sakınmayan direşken bir savaşçıdır. “DOST” adlı (bestesi de yapılmış olan) şiirinde gürül gürül akar dizeleri:

“Gel günlerim gel de dol

Gel Aydınlım İzmirlim,

Gel aslanım Mamak’tan

Erzincan’dan, Kemah’tan

Düşmanlar selam ister

Gözden,gezden,arpacıktan!

 

Adana’nın pamuğu dokumada

Diyarbakır,Afyon,Kütahya fabrikada

Ümit işkencede mahzun

Emek işkencede mahzun

Tenim,ayaklarım üryan

Ekmek işkencede mahzun

Ve Divrik’in demiri arabada

İşçi-köylü ve işçi bir arada

……………………………

……………………………

Sana selam olsun

Zincirin,zulmün kar etmediği,

Kırbacın kar etmediği

Büyük tahammül!

Bu dizeler birlikteliklere ve kurtuluşun örgütlü bir kalkışmayla yakalanacağına vurgu yapmaktadır.Birlikte yaşamanın anlamı daha bir anlaşılır hale gelmektedir.Sınıfsal dayanışma, kurtuluşun kapılarını aralayacaktır onurlu ve direşken insanlara.Gökçe tıpkı bir halı dokur gibi kullanır direnişin tüm renklerini…Üstelik de bunu halkın gündelik ve sıradan söylemleriyle yapar!Ama bütün bunların yetmeyeceği kesindir.Sanatçı kendisiyle yapılan bir söyleşide bunu şöyle ifade etmektedir: “Bir sanatçının doğru devrimci yönde bir şeyler verebilmesi,yaratabilmesi için pratik ile teori arasındaki birliği daima göz önünde tutması gerekir.Dünyayı ve olayları ancak diyalektik metodun ışığında kavrayıp yorumlayabilir.Sanatta bilinç ile duyarlık arasıda tam bir uyum olmalıdır.Ne salt bilinç, ne de salt duyarlık tek başına yeterli değildir.Biz sanattan, sanat eserinden söz ettiğimizde,devrimci bir görüş açısından hareket ederiz.Yani dünyamızı insanca yaşanacak bir hale getirmek için şiiri ve sanatı sosyo-politik bir mücadelenin tamamlayıcı araçları olarak görürüz.Bu açıdan bakıldığında asıl mesele insanın bir bütün halinde kavranılması ve bu  bütünselliğin dile getirilmesidir.Sadece namuslu olmak da yetmez.Hem namuslu hem de sapına kadar bilinçli olmak şarttır.Gerçek sanatçı pazarlıkların,kuşkuların,küçük hesapların insanı değildir.”(Dost Dost İlle Kavga. Say. 26-27)

Zaman ve mekanla sınırlı yaşantımız.Ozanımızın tanık olduğu ve tarihe not düştüğü çelişki günümüzde daha bir katmerleşerek sürmektedir.Bu gerçeği ozanın dizeleri ile noktalamadan önce şu gerçeği vurgulamak gerek:Ozanımız bu onurlu duruşuna karşın hak ettiği yaşamı hiç yaşayamadı.Bir devlet,çok değerli ve onurlu bir vatandaşı ile savaşırsa, hiç beklenmedik şeyler olmadığı sürece o vatandaşın kazanma şansından söz edilemez!Oysa vatandaş demek; bu vatanın asli,eşit ve özgür bireyi demek:

 

OY BENİ

II

Oy nidem,nerelere gidem

Gel gör halimiz yaman!

Haramiler,bezirganlar elinden

Aman, el aman!

Kesilmiş mümkünüm ,çarem

Vay ne hal olmuş memleket

Vay ne hal olmuş vatan!

Güzel yarim İstanbul’dan ne haber?

Dil-Tarih’ten,Emekçi’den,Sendika’dan?..

Şiddetin sabahı yakındır

Dayan dizlerim dayan.

 

 

Bu büyük şairimizi 19 Kasım 1981 yılında kaybettik.Ankara, Seyran Bağları Huzurevindeki yaşamını noktalamış oldu.12 Eylül karabasanı bu büyük şair için yapılabilecekleri de engellemiş oldu.Yaşarken çektirilenler ve çektikleri yetmemiş gibi;ölümünden sonra da faşizm onun yakasını bırakmadı!

 

Araştırmacı Yazar, FERHAN   ERCAN