ÇÖZÜMÜN AÇMAZLARI. Ferhan Ercan

ÇÖZÜMÜN AÇMAZLARI.  Ferhan Ercan

Barış, uygun bir iklimde serpilip gelişebilir. Uygun iklimi yaratan barışın dili ve güven duygusudur. Bu noktada “Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır” söylemi anımsanabilir. Dil, kin ve nefretin çözülmesine ve taraflar arasındaki uzaklığın erimesine neden olur. Mesafe ortadan kalkınca, diyalog ve uzlaşma devreye girer.

Öncelikle yanıtlanması gereken bir soru var. Bu sorun kimin sorunu? Birinci sırada sorunun tarafı olanlar Kürtler. Kürtlerin sorunu, onlarla birlikte aynı ülkede yaşayan öteki halklarında sorunudur. Hal böyle olunca, sorun öncelikle bir ülke sorunudur. Kürtlerin yaşadığı komşu ülkeler dikkate alındığında, sorun bir bölge sorununa dönüşüyor.

Yaşamın her alanında bu sorunlar bir biçimde ötekileri de etkiliyor. Aslında sorunun temelinde demokratik hakların yasal ve kurumsal güvencelere kavuşturulmamış olması ve gelir bölüşümü adaletsizliği yatmaktadır.

Başlangıcından buyana emekçi sol soruna sahip çıkarak katkılar sunmaya çalışmaktadır. Köle özgür değildir ama kölesi olan da özgür değildir. Emekçilerin bu olumlu ve zorunlu çabalarına karşın, çözüm girişimleri emek ekseninden uzaklaşmıştır. Bu gelişmeler olayın içinde başka tarafların olduğunu işaret etmektedir. Bu işaret edilen taraf, emperyalizmdir.

Emperyalistler Ortadoğu’yu istedikleri biçimde düzenlemek istemektedirler. Petrol kaynaklarının gaspı ve petrol arz güvenliği temel nedendir. Bu amaca ulaşmak için, kabaca bir “yol” temizliği yapılmaktadır. Bu kapsamda Kürt sorunu pürüz olarak göründüğü için çözüm dayatılmaktadır. Bu dayatma çözüm Kürt halkının sorunlarını beklentilerini gerçekleştirecek biçimde çözmekten uzak gözükmektedir. Bunun yerine, emperyalistlerin çıkarlarını güvenceye alacak gibi gözükmektedir. Ortadoğu’da oluşturulan yeni güç dengelerinin gerek duyduğu sınırlar belirlenmektedir. Bu doğrultuda son kullanma tarihi geçen sınırlar güncellenecek gözükmektedir(!)

Çözüme ilişkin süreç üç aşamadan oluşmaktadır. Birinci aşama, çekilme aşamasıdır ve 8 Mayıs’ta başlayacak. Bu aşama normal olarak ve gerçekleştirilecek gibi gözükmektedir.

İkinci aşama demokratikleşme. Bu aşamada çözüm üretmek hükümetin görevi. Bu kapsamda; koruculuk, özel tim ve tüm savaş birimlerinin devre dışı bırakılması gerekmektedir. Aynı kapsamda Kürt halkının varlığının tüm gerekleriyle kabullenilmesi. Tüm kimliklerin, inançların, hak ve özgürlüklerin güvenceye almasını sağlayacak demokratik anayasanın yapılması.

Üçüncü aşama, normalleşme süreci. Barışın kalıcılaşması için toplumsal uzlaşma, eşitlik ve özgürlük sürecidir. Apo dahil, herkesin özgürleşeceği süreç.

Özellikle ikinci aşamanın doğal sonuçları üçüncü aşamayı gerçekleştirir. Önemli olan, ikinci aşamanın nasıl gerçekleştirileceğidir. Örneğin; %10 barajı demokrasinin önündeki önemli engellerden biri. Seçme, seçilme ve katılımı sakatlamaktadır.%10 oranı değiştirilse istenen amaca ulaşabilir miyiz? Bu konuda Bekir Ağrıdır, barajlara ilişkin şu tespiti yapıyor:

“Seçim barajının düşürülmesi yönünde geniş bir mutabakat olduğu gözleniyor. Ama kaç olmalı ya da kaç olabilir? Bugünkü seçim sisteminin başka unsurlarını değiştirmeden yalnızca barajı yüzde 5’e düşürmek hemen hiçbir sayısal sonuç değiştirmiyor. Bu konuda yapılmış sayısız benzetim modeli ve özellikle son yayınlanan Seyfettin Gürsel’in çalışması gösteriyor ki baraj yüzde 5’e düşse de mevcut durum sürüyor.”

İkinci aşama sadece Kürtler’i değil, Anadolu’daki tüm halkları ilgilendirmektedir. Demokratik hak ve güvenceler barışın sağlanmasını ve sürdürülmesini sağlar ki; şu anda istenen tam da budur!

Kapitalizm, sermayenin kendi çıkarı için emekçileri sömürürken ezdikleri bir sistemdir. Bu nedenle sadece anti-emperyalist olmak yetmez, çünkü onu önceleyen bir anti-kapitalizm var! Temel mücadele kapitalizme ve emperyalizme karşı yürütülmelidir. Bu temelden uzaklaşıldığında taban için değil, tepedekiler için bir şeyler değişir!