KOLTUKLARINI BIRAKMIYORLAR

Koltuklarını bırakmıyorlar

İstanbul’da 2009 yılında yaşanan sel felaketi sonrası Erdoğan “Derenin intikamı ağır olur”demişti.Doğanın derelerin tahribatı sonucu felaketle sonuçlanacağını haykıranlar ne yazık ki gazla copla susturulmaya çalışılıyor,katledilmekten içeri atılmaktan kurtulamıyor.

Yeni Anayasa çalışmalarının yapılmaya “çalışıldığı” bu dönemde, kağıt üzerinde en ileri anayasa taslağı yazılsa bile uyulmadıktan sonra bir anlam ifade etmiyor.Mevcut anayasanın 57.maddesi “Devlet şehirlerin özelliklerini ve çevre şartlarını gözeten bir planlama çerçevesinde konut ihtiyacını karşılayacak tedbirleri alır ayrıca toplu konut teşebbüslerini destekler”ifadesi mevcut iken, kentsel dönüşüm adı altında çevre şartları yeterince araştırılmadan,dere yatakları, başbakana bağlı TOKİ tarafından insan yaşamının güvenli olmadığı konutlar haline dönüştürülüyor. Son samsun faciası bunun açık örneğini sergiliyor. 450 haneli kuzey yıldızı TOKİ konutları”afet riski altındaki alanların dönüştürülmesi”kanunu çerçevesinde TOKİ ye devredilerek yapılan konutlar, 1967 yılında bu derenin yaşanan sel taşkınları sonucu ıslah çalışması yapılması gereklidir, raporları ortadayken TOKİ ders çıkarmayıp konut yaparak “afet risk”alanı oluşturuyor. Konutların onaylı jeolojik,jeoteknik raporları inşaatlar bittikten sonra düzenleniyor.”çağdaş yaşam alanları” diye övünülen TOKİ evleri ölüm evleri haline getiriliyor.”insanca yaşam” alanları oluşturmakla övünen AKP iktidarı 13 insanın yaşamını yitirmesine neden oluyor. Gerçi şehircilik bakanı “sorumlular bulunmalı”demesine rağmen Erdoğan sorumluluğu doğaya yükleyerek,doğa şartlarını  oluşturan “ilahi güç” ne hikmetse yoksulları, kapıcı dairelerinde oturanları cezalandırıyor. Derelerin özgür akmasını isteyenler,doğanın tahribatına karşı çıkanlar “derelerin intikamının ağır olacağını” sözle değil bildikleri için karşı çıkıyorlar.

Samsun katliamının sorumlusu doğa değil, doğayı katledenler,kentsel dönüşümü ranta çeviren TOKİ yetkilileri,bağlı kurum şehircilik bakanlığı, ruhsat veren yerel yönetimlerdir.Ankara’da Mamak ilçesinin üreğir bölgesinde hatip çayı dere yatağına yapılan TOKİ evleri,Yalova hacımehmet ovasına yapılan TOKİ konutları bataklık doldurularak 1999 depreminde  2000 kişiye mezar olan alana yapılması, Kütahya’da yağan yağmur sonucu TOKİ konutlarının alt katlarının sularla dolması, Kentsel dönüşümü ranta çeviren,insan yaşamını riske atan anlayışın sonucudur. Osmaniye de Fakı uşağı TOKİ konutlarının risk altında olduğunu DSİ 6. bölge müdürü uyarı yaparak dikkat çekmek istiyor. Önlem alınmaz ise samsun benzeri felaketin kaçınılmazlığını vurguluyor. Kentsel dönüşümü ranta çevirip insan hayatını tehlikeye atmaktan çekinmeyen şehircilik bakanı hala görevinde, çünkü suçlu doğa ve bunun yaratıcısı “ilahi güç”.Ankara da metro çalışmaları sırasında çökme oluşuyor. Sokakta seyir halinde gezinen Kadir Sevim adlı vatandaş düşüp ölüyor, sokakta uyarı yok sokakta yürürken çukurlarda kaybolmakta mı alın yazısı? Ulaştırma Bakanı “böyle şeyler normaldir olabilir” ifadesini kullanıyor. Çünkü suç sokakta dolaşan Kadir Sevimli yurttaşımızda.Bu ulaştırma bakanı hala koltuğunda oturuyor. İstanbul’da AVM işçileri yanarak ölüyor “çağdaş bir ülkede”.sosyal güvenlik bakanı Faruk Çelik “kader işte”diyor. Önemsemeyip hafife alan bakan hala koltuğunda. Zonguldak’ta grizu patlamasında ölen işçilere dönemin bakanı Ömer Dinçer “güzel ölmüşler” diyebiliyor. Hala görevde. Hapishaneler tecavüz skandalları (Pozantı) yanarak ölenler,sevk aracının içinde cayır cayır yananlar ortadayken Adalet Bakanı hala görevde. İşkenceden mahkum olmuş birini Terörle mücadelenin başına getirmeleri oluşturulan devlet yapısının nerelere götürüldüğünün açık örneğini gösteriyor. Halkıyla dalga geçen kürt muhalefetinin parlamento temsilcilerini zavallılıkla suçlayan İçişleri bakanı hala koltuğunda.    Neden bırakmıyorlar çünkü bu devlet yapısını sağlamlaştırmak için beraber çıktılar yola.Bu ülkeyi hep beraber Ortadoğu bataklığına saplayacaklar. yada halkın yükselen öfkesinde boğulup gidecekler.

Hataların suçların, halkını suçlayan bir anlayışın halkı nerelere sürükleyeceğini hesaplayarak ona göre tavır belirlemek gerekiyor.